Karaciğer Kanserlerinin Tedavisinde Neler Değişti?

Karaciğer vücudumuzun en büyük iç organıdır ve yaklaşık 1500 gr ağırlığındadır. Sindirim sisteminde emilen besinler kalın ve ince barsaklara ait toplar damarlar yoluyla karaciğere gelerek bir kısmı depolanırken bir kısmı da ihtiyaç duyulan yapı elemanlarına dönüştürülürler. Karaciğer ağır şekilde hasar gördüğünde bile olağanüstü bir kendini yenileme (rejenerasyon) gücü vardır.


Bundan çok değil 10-20 yıl öncesine kadar cerrahi tedavisinin pek de mümkün olmadığı düşünülen hastalıkları, özellikleri kanserlerini, artık başarı ile ameliyat edebilmekteyiz. Hatta artık bu ameliyatları teknolojik gelişmelere paralel olarak halk arasında kapalı yöntem olarak bilinen laparoskopik veya robotik yöntemler ile ameliyat etmekteyiz.

Karaciğerde en sık karşımıza çıkan kanser türü aslında başka organların, özellikle sindirim kanalı organlarının, kanserlerinin metastaz yani sıçrama yapmış halidir. Karaciğerin kendisinden kaynaklanan kanseri ise daha az sıklıkla görülmektedir.

Çok değil, 10-15 sene öncesine kadar karaciğere sıçrama yapmış kanserler artık tedavi edilebilecek boyuttan çıkmış olarak düşünülüyorken artık bunların çok büyük kısmını ameliyat ile tedavi etme imkanı var. Ameliyat edilemeyecek durumda olanlar içinde radyoloji ve onkoloji bölümleri ile birlikte, multidisipliner dediğimiz, birlikte çalışma yolu kullanılarak yapılan müdahaleler ile büyük faydalar sağlanabilmektedir.


Nedir bu multidisipliner tedavi yolları?

Malign karaciğer tümörlerinin tedavisinde cerrahi rezeksiyon en etkili tedavi yöntemidir. Ancak hastaların yaklaşık %70?inde lezyon sayısı veya lokalizasyonu yada hastanın karaciğer fonksiyonlarındaki riskleri ile hastanın diğer sağlık faktörlerine bağlı olarak cerrahi uygulanamamaktadır. Bu sınırlamalar,girişimsel radyologlar ile birlikte uygulanan intra-arterial kemoembolizasyon ve radyofrekans ablasyon (RF) gibi daha az invaziv tedavi yöntemlerinin gelişmesine yol açmıştır. Bu yöntemlerin hasta yatış süresinin kısa olması minimal invaziv oluşu, rekürrens ya da rezidü durumunda kolaylıkla tekrarlanabilir oluşu gibi mevcut diğer yöntemlere çeşitli üstünlükleri bulunmaktadır. Damar içerisinden direk tümöre ilaç verilen kemoembolizasyon dediğimiz yöntem veya kitlelerin yerleşimi ve boyutlarına bağlı olarak iğne yardımı ile, laparoskopi veya robot eşliğinde veya cerrahi sırasında uygulanabilen RF yapılabilmektedir.

Cerrahi rezeksiyona uygun olmayan, uygun sayı ve boyuttaki karaciğer tümörlerinin tedavisinde, RF ablasyon veya kemoembolizasyon etkili ve güvenli bir tedavi yöntemidir.


Karaciğerin kendisinden kaynaklanan en sık kanseri olan hepatoselüler kanser için en büyük risk faktörü viral hepatitler yani hepatit B ve C ile siroza sebep olan diğer etkenlerdir. Hastalık çok ilerlemeden genellikle belirti vermez. Siroz ve hepatit hastaları belli periyodlar ile karaciğer testleri ve görüntüleme yöntemleri ile takip edilmekte iken saptanmaktadır. Hastalık çok ilerlemiş ise karında sıvı birikmesi, ağrı, sarılık, zayıflama gibi belirtiler verir.

Günümüzde en etkin tedavi şekli ameliyat ile tümörün çıkarılmasıdır. Ameliyat kararı verilmeden önce karaciğerin işlevsel durumu mutlaka değerlendirilmelidir. İşlevsel durumun uygun olduğu hastalarda ameliyat ile tümör çıkarılır.